Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür… O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür….

Yazar Arşivi

Beş Dakika Yaşayacaktım Gözlerinde

Bir garip yolcuydum hayatta, öyle ki hayat bir defaya mahsustu, olukça garipti ve istesen de istemesen de yolcuydun. Bir biri üzerine çöken domino taşları altında ezilerek ilerliyordum, buna zaman diyorlardı umuda göz kırpanlar. Dağları aşıyordum, önüme uçsuz deryalar çıkıyordu, suyu yarıp geçiyordum, bu defa bedbaht çöllerin kızgın kum fırtınalarına gömülüyordum. Sonrasında yağmur ormanlarında her damla silis taşı niyetine eziyordu bedenimi. Tüm mesafeler dile gelse de isminle, sen gelmiyordun. Her ölüm yeni bir ölüm doğuruyordu ve bilmiyordun izin verseydin beş dakika yaşayacaktım gözlerinde…

Neden yazıyorsun diye sorardın bazen. Bazı şairler şiir yazmaz sevdiğim. Hayattan çalarlar, hayatın onlardan çaldıklarını, olası bir körlüğün kör olası arifesinde. En mübah hırsızlık, en meşru ödeşmedir bu belki de. Ve ben ödeşemesem de gözlerinle, alçak gönüllü gülümsemelerimin altında yatan alçak bir gönlü saklayama da bakışlarım ve sen çalsan da beni her lahzada hayattan, bedenimi ele versen de teneşirlere, kelepçeleri bilezik bilsem de, ömrüm harap olsa da bukağı nöbetlerinde ben hep beş dakika yaşamak isteyeceğim gözlerinde.

Yoksun sevgili, ben ne kadar varsam sen o kadar yoksun. Yokluğunda kim bilir yine hangi objenin tiryakiliğini yapacağım. Pes etmiştim artık, kelimeler eskisi kadar canımı acıtmıyordu. Acıyla eşdeğer haldeydim öyle ki bu vakitten sonra ızdırapsız geçen günler onulmaz bir yara, dayanılması güç bir çileydi. Aşkın bilirkişisi olmuş Napolyon ben ne yapayım.Velhasıl aşkın bilirkişisi değildim hatta hiçlik dışında hiçbir şeyin bilirkişisi değildim, biliyorum. Belki de bildiğim bir şey varsa, paralanmış bir akıldan geriye kalan, bir tutam yaşam isteğimdi, onu da gözlerinden alan. Hislerin hamallığını ödevliyordu hayat ve ben razıydım, aşkın yamaklığını yapacaktım, sevginin çırağı olacaktım belki de. Çok şey istemedim hayattan sevgili, sadece beş dakika yaşayacaktım gözlerinde…

Hayata zor diyorlardı, oysa ne kadar kolaydı fon müziklerinin arkasına sığınmış isyan şiirleri yazmak, ne kadar da kolaydı üzmek / üzülmek / üzdürmek. Peki aksi… Ben istedim ki sevgilim, hisset… Kelimeler sadece harfleri ya da bir nesnesinin kimliğini taşımaz, hisleri de taşırlar. Gel sen de hisset. Bak, gam değil, nefret değil, şehvet değil, hatta düşündüğün gibi de değil, bu noktadan sonra aşk ve sevgi de değil. Dokun bak… Ben istedim ki hisset sevgilim, bizzat hissin kendisini hisset, benim hissettiklerimi hisset, beş dakika yaşayacaktım gözlerinde…

Kolumu boylu boyunca uzattığımda bir parmak kalacak kadar uzaklıkta, ama sonuçta uzak, bir türlü dokunamadığım hayalden bir pencereden (gözlerin); elimi göğsümün sol üst köşesine hayli kuvvetlice bastırmama rağmen deri, et ve göğüs kemikleri hasebiyle yine bir türlü dokunamadığım, yine bir parmak uzaklıkta olan, ama sonuçta yine uzak, yürek penceresine aşk denilen bir rüzgârla cereyan yapıyordu hayat ve ben az kalsın yaşıyordum…

HAYATA YÖN VEREN SÖZLER

do__al_hayatHAYATA YÖN VEREN SÖZLER

1-Düşünmeksizin söylenen söz, nişan almaksızın tüfek atan avcıya benzer.
Türk Atasözü

2-Kişi kalbinde düşündüğü gibidir.
Hz.Davut

3-Rüzgar mumu söndürür, yangını alevlendirir.
Anonim

4-İnsanın hayatı, insanın hayalidir.
Andre Gide

5-Size ne yapacağınızı söyleyebilirler ama ne düşüneceğinizi asla.
Anonim

6-Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.
La Fontaine

7-Korkaklar ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler. Cesurlar ölümü bir kere tadarlar.
William Shakespeare

8-İyi yaşamak değil, yaşamayı iyi bitirmek. İşte gerçek mutluluk budur.
Eskhylos

9-Size ne yapacağınızı söyleyebilirler ama ne düşüneceğinizi asla.
Anonim

10-İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.
Daniel Defoe

11-Hiç kimse yumrukları sıkılıyken net düşünemez.
George Jean Nuthar

12-Hayatta en anlamlı kelime “BİZ”, en anlamsız kelime ise “BEN” dir…
Anonim

13-Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer
Anonim

14-Susamadan önce kuyu kazınız.
Çin atasözü

15-İstediğiniz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkın. Her koşulda kendi bacaklarınızla yürüyeceksiniz.
Montaigne

16-Kalem aklın dilidir.
Miguel de Cervantes

17-Hiç kimse başarı merdivenlerini, elleri cebinde tırmanmamıştır.
S.Keth Moorhead

18-Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar.
Jean Baptiste Racine

19-Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.
Don Herold

20-Bana güç veren, doğru olanı yaptığımı bilmektir.
Desmond Tutu

21-Kendisini pek çok seven, çevresine pek az sevdirir.
Cenab Şahabettin

22-Cehalet Tanrının laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır.
William Shakespeare

23-Tanrı fındığı verir. ama kırmaz.
Anonim

24-Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür.
Çin Atasözü

25-Mumun kalınlığı o kadar önem taşımaz benim için. Değerini yalnız aleviyle ölçerim.
Saint Antoine de Exupery

26-İnsan babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.
Goethe

27-Ümit, uyanık insanın rüyasıdır.
Tolstoy

28-Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.
Victor Hugo

29-Asıl bilgi, insanın cehaletinin sınırlarını tanımasında yatar.
Konfüçyüs

30-Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
Bernard Shaw

31-İnsan ne söylediğini bilmeli, fakat her bildiğini söylememelidir.
Namık Kemal

32-Ümidini yitirmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur.
Bolse

33-Bencil insanların başkalarını sevemedikleri doğrudur, ama onlar kendilerini de sevemezler.
Erich Fromm

34-Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.
Mehmet Akif Ersoy

35-Başarı, hergün toplanan küçük çabaların tekrarıdır.
Robert Callier

36-Rüyanızın gerçek olmasını istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir.
Andre Siegtried

37-Zafer ona gerçekten inananın olur.

38-Dostların sıkıntıda iken, onları mutlu oldukları zamankiden daha çok ara.
Chilon

39-Ne aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.
Cladue Bernard

40-En sahici şiir, uydurma olandır.
William Shakespeare

41-Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar.
Türk Atasözü

42-Devlet ne kadar yozlaşmışsa, o kadar çok kanun olur.
Tacitus

43-Küçük şeylere gerektiğinden fazla önem verenler, elinden büyük işler gelmeyenlerdir.
Eflatun

44-Mutluluk sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.
Brown

45-Çocukluğunu unutan ve çocuklara sevgi duymayan bir öğretmen ne çocukları eğitebilir, ne de çocuklara yardımcı olabilir.
Krişnamurti

46-Kör inanç, dünyanın en büyük felaketlerinden biridir.
Krişnamurti

47-Dürtmediği sürece şeytana uymam…
Oscar Wilde

48-Ekmeğini tenine banıp yiyeceksin
İncil

49-Yalnızca kültürlü insanlar öğrenmeyi sever, cahiller ders vermeyi tercih eder.
Edouard Le Berquier

50-Kardeş her zaman dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir.
Benjamin Franklin

Japon Çocuk

KarateJapon çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karışsındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep ayn? hareketi yap?yorlard?. Çocuk bir gün hocas?na hocam ben çok sıkıldım artık başka hareketlere geçsek dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu.
Ders aLınacak Süper Hikaye
Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuğun gençler karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu. Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim. Hocas? ise sen sadece hareketi yap cevab?n? verdi. Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu hocam nasıl olur anlamıyorum sadece bir hareket biliyorum tek kolluyum ve şampiyon oldum. Hocası çocuğa baktı ve dedi ki senin yaptığın hareket karetedeki en zor hareketlerden biridir… Ve bir tek savunması vardır o da rakibin sol kolunu tutmaktır..

Hintli ve Akrep !

www_resimcity_com_akrep_resimleri_1Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.

Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar.

Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.

Yakınlardaki başka birisi ona onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.

Ama Hintli adam söyle der:

“Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var.Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?”Sevmekten vazgeçmeyin.

İyiliğinizden vazgeçmeyin.Etrafınızdaki insanlar sizi soksalar da…

YANİİ>>Her zaman derim ; İki yanlış bir doğru yapmaz ! Başkaları size yanlış bile yapsa siz onlara doğrulukla ve iyilikle karşılık verin. Eğer sizde yanlış cevap verirseniz ondan ne farkınız kalır. Biriniz kötülüğü önce diğeriniz sonra yapmış olur. Siz doğru karşılık verin o utansın. Utanmasa bile vicdanınız huzurlu uyuma zenginliğini yaşayın…

AYLA DİKMEN ANLAMAZDIN

BU ŞEHİR GİRDAP GÜLÜM

YILMAZ ERDOĞAN-SEVEBİLME İHTİMALİ

Ya insanlar unutursa?

iki%20balikBiri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış.
Bir Rus köyü’nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve
İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir
biraz düşününce.

İri sormuş birgün. ‘Madem bütün bu denizler birbirine
bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine
yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni
sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz
mıydık?’ Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun
mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava
su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez.
Balıklar hiç…

Katıldı yine de, düştü İri’nin peşine. Akıntıya
bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve
Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler.
Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek
için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan
bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya.
İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem
inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri’yi. ‘E,
tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli
değilim, eriyip gidecek gibiyim’ diyerek, onun
gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile
mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da… Çünkü aşk,
suyun içinde de aşktır.

Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat
İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı.
Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da
yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında.
Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene
düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba’ya kadar yüzecek
nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba’ya
gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre
kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta
sıkılan oydu köyün kıyısından. Demek aslında gitmek
istiyordu İnce’sinin yanından. Ama bizimki bu durumu
anlamadı. Ve onunla Küba’ya varmak için son çabalarla
yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar
aşıktır. Balıklar da…

‘İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına
kavuşmaktan iyidir’ bile dedirtir aşk insana.
Dedirttiği gibi İnce’ye. İki dakika kadar yüzdü ve
öldü. Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi,
kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir
balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı
ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü.
İnce’yi unuttu. İnce’yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü
onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini
hatırlatıyorlardı ve şimdi 10 saniye geçmişti ve
katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce’yi, ne Küba’yı ne de
adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları
hatırlatır, balıklara da…

O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca
bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın
midesinde İnce’yi buldu. Meğer onları yutan aynı
balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin
sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek.
İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını
unutucak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark
eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden
hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün
balıklar bilir.

Ya insanlar?

Acele Karar Vermeyin ( Yazar: Lao Tzu)

lao-tzuAcele Karar Vermeyin ( Yazar: Lao Tzu)
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış…Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.”Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş…Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.”Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler…Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.”Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.”O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?

www_harikasozler_net_-_Yal_adamBir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

Etiket Bulutu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.