Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür… O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür….

Sevilen Sözler

Hala anlayamadınız değil mi?
Önemli olan haklı ya da haksız olmak değil.
Kavganın kazananı yoktur.
Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz.
Önemli olan kalp kırmamak.
Önemli olan yargılamadan, karşılıksız sevebilmek ve iyilik yapabilmek.
Haklı bile olunsa özür dileyecek kadar asil olmak, bilge olmaktir.
Egonuzu kontrol edemediğiniz sürece, o sizi kontrol etmeye devam edecek.
Böyle olduğu sürece tüm dünya sizin bile olsa asla mutlu olamazsınız.

Albert Einstein

Bazılarına insanlığı ve karakteri,
20′lik çiviyle de çaksan tutmaz…

“Hiç kimse kendisinden başkasını söyleyemez,
Kendisinden başkasına söyleyemez,
Kendisinden başka birşey bilmez,
Kendisini bilmeyen hiçbir şeyi bilmez.”

Başkaları için kendinizi unutun o zaman sizi de hatırlayacaklardır!
|| TOLSTOY

Cebi zengin fakat ruhu fakir olan insanın hali çok rezil ! Çünkü o; ‘herşeyin fiyatını bilir, değerini değil.’
Mevlana-Rumi

Şems-i Tebrizi der ki;
Kalp mi insana sev diyen yoksa yalnızlık mı körükleyen?
Sahi nedir sevmek; Bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

Mutluluk için beş küçük şey:
İnanmak
Yetinmek
Paylaşmak
Güzel düşünmek
Sevmek ve sevilmek

Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de , küçücük bir gönülden içeri giremezsin…
HZ Ali

Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur…
Hz.Mevlana

Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.
W. Churchill

“Her yağmur damlası bir yeşil yaratmak içindir. Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük…”

- Mevlana

Sihirbaz değilim ama, göz açıp kapayıncaya kadar kaybolacak dertlerim var… Komedyen değilim ama gülebilecek bir sürü nedenim ve güldürebileceğim bir sürü arkadaşım var… Sarhoş değilim ama, bir milyon kafam var… Hatıra defteri değilim ama, yığınla yaşanmışlığım var… Cahil değilim ama, sevmeyi bilmeyişlerim Kalpsiz değilim ama, renksiz duygularım var… Sağır değilim ama, bazen duymayan kulaklarım var… Dilsiz değilim ama, bazen suskunluklarım var… Yanlış değilim ama, hatalarım var… Çok konuşmam ama, güçlü cümlelerim var… Pişman değilim ama, hatırlamayı unuttuklarım var..

Bu büyük kötülük acaba nereden geliyor…
Bu dünyanın içine nasıl girmiş…
Hangi kökten hangi tohumdan büyümüş…
Bunu kim yapıyor; bizi kim öldürüyor…
Kim ışığımızı, hayatımızı çalıyor…
Kim bizim de düşebileceğimiz durumu görüp bizimle alay ediyor…
Bizim yok olmamız dünyanın çıkarına mı…çimenlerin büyüyüp güneşin parlamasına bir katkısı var mı…
Bu karanlık senin içinde de var mı?
Sen de bu gecenin içinden geçtin mi?
Beraber olduğumuz yer neresiydi…
Birlikte yaşadığımız insanlar kimdi… beraber yürüdüğüm…
Kardeşim…dostum…
Karanlıktan ışığa…nefretten sevgiye…
Bunların hepsi aynı aklın ürünü mü… aynı yüzün yansımaları mı…
Ey ruhum,
Bırak da şimdi içinde olayım…dünyaya benim gözlerimden bak
Ve yaptığın şeyleri gör…

Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ,
Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT,
Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET,
Topluma, ailene, faydalı olabilecek kadar SAĞLIK,
İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA,
Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ,
Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT,
İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK,
Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ,
Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN,
Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE,
Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR,
Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET,
En kötü halinde bile ŞÜKÜR varsa,
….SEN MUTLUSUN..

Hiç bir zaman olması gerektiği gibi değil; dedi insanlar.
Müziğin sesi, sözcüklerin yazılışı.
Hiç bir zaman olması gerektiği gibi değil, dedi,
bütün bize öğretilenler,peşinden koştuğumuz aşklar,
öldüğümüz bütün ölümler,yaşadığımız bütün hayatlar,

Hiç bir zaman olması gerektiği gibi değiller, yakın bile değiller.
Birbiri arkasında yaşadığımız bu hayatlar,tarih olarak yığılmış,
türlerin israfı,ışığın ve yolun tıkanması,olması gerektiği gibi değil,hiç değil, dedi.

Bilmiyor muyum?diye cevap verdim.Uzaklaştım aynadan.Sabahtı, öğlendi, akşamdı.

Hiçbir şey değişmiyordu.Her şey yerli yerindeydi.Bir şey patladı,birşey kırıldı,bir şey kaldı.

(C.Bukowski)

Küçük şeylerden keyif alabilmek.Lüks şeyler yerine zarafet aramak.Saygı istemek yerine değerli olmak.Zengin olmak yerine muhtaç olmamak.Sıkı çalışmak, sessizce düşünmek ve dürüst konuşmak.Yıldızları, kuşları, kelebekleri ve bilgeleri, açık kalple dinlemek.İşte benim senfonim

☻/
/▌
/ \
Cesur ol. Değilsen bile öyle davran hiç kimse aradaki farkı anlayamaz.

‘Yasamak değil, beni bu telâş öldürecek’ dediği gibi şairin; O telâşla bırakın Paris yolunda ılık rüzgarla taramayı saçlarınızı, Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz. Gözümüz saatte söyleştik hep, Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık, Hep yetişilecek bir yerler Aranacak adamlar, yapılacak işler vardı.

Bir sonraki günün telâşı, bir öncekinin terine bulaştı. Başkalarının hayatı, bizimkini aştı. Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine; Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini Hababam erteledik.

20′li yaslardayken 30′lara kurduk saatin alarmını, 30′larımızda 40′lara, belki sonra 50′lere… Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize. Doyasıya söyleşmek, Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor Yanınızda…

Özenle sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;
Vakit gelip sandıktan çıkardığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki, Tedavülden kalkmış…

Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok.
Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.
Aceleye ne gerek var?
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

SEN MUTLUSUN

….

Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ,
Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT,
Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET,
Topluma, ailene, faydalı olabilecek kadar SAĞLIK,
İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA,
Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ,
Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT,
İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK,
Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ,
Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN,
Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE,
Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR,
Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET,
En kötü halinde bile ŞÜKÜR varsa,
SEN MUTLUSUN

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti.

Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı.

Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, …vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:

“Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir.”

Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor ama başaramıyordu. “Elimi çıkaramıyorum!”

Konfüçyus,
“Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır,” dedi.

Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı.

Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?

Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü.
Çocukların hepsi birden gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu!

Konfüçyus, “Fakat bu, göründüğü kadar basit değil,” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken.

“Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir.

Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.

Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz.
Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız.

İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz.”

EİNSTEİN VE ŞÖFÖRÜ

EİNSTEİN VE ŞÖFÖRÜ

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile
gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü
Einstein’a;

“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken
ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her
şeyi kelimesi
kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte
bulunmuş:
“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç
tanımıyorlar… O halde
bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim
yerime sen konuş,ben de
arka sırada seni dinlerim.” Şoför, gerçekten
çok şahane ve başarılı bir
konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru
cevaplamış. Tam yerine
oturacağı sırada bir kişi,
o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:

“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok
garip” demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı
işaret ederek şöyle devam
etmiş:
“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü
çağıracağım ve sorduğunuz soruyu,
göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”

Netice:
1-AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA
ÇALIŞIR
ve
2-İNSANIN ZEKİLİĞİNİN YANINDA UYANIKLIĞIDA İNSANA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR……

BİR DAHA GELİRSEM EĞER…
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım!
K…usursuz olmaya çalışmazdım, sırtüstü yatardım…
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar;
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım!
O kadar temiz olmazdım, daha çok risk alır, daha çok seyahat eder,
Daha fazla güneşin doğuşunu seyreder, daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehir aşardım…
Görmediğim yerlere gider, daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim!
Problemlerin daha gerçekçi olurdu hayali problemlerim ise daha az.
Hayatın her anını gerçekçi ve üretken yaşayan insanlardandım.
Elbette mutlu anlarım oldu ama yalnız mutlu anlarım olmasına çalışırdım.
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten…
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın şimdiyi yakalayın.
Termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi ve paraşütünü almadan
Dışarıya çıkmayan insanlardandım.
Eğer yeniden başlayabilseydim, daha hafif seyahat ederdim.
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım.
Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama şimdi seksenbeşimdeyim ve biliyorum ki… ölüyorum

Jorges Luis Borges

Etiket Bulutu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.